BUĞDAY HAKKINDA ENDİŞE VEREN UYARI

BUĞDAY HAKKINDA ENDİŞE VEREN UYARI


Ulusal Hububat Konseyi (UHK), çiftçinin buğday ekiminden uzaklaştığı uyarısı yaptı. Buğdayda üretimin arttırılması için girdi maliyetlerini azaltıcı ve desteklemelerin zamanında verilmesi gerektiğine dikkat çekilen raporda, “Buğday ve ekmek üzerinden yapılan spekülasyonların önüne geçilmeli” çağrısında bulunuldu.

Ulusal Hububat Konseyi (UHK) tarafından Eskişehir Ticaret Borsası işbirliğiyle 26 Ocak’ta düzenlenen 2018 Hububat Sektörel Değerlendirme Paneli Sonuç Raporu, UHK Başkanı Özkan Taşpınar tarafından açıklandı. Raporda, çiftçinin buğday ekimden uzaklaştığı belirtilerek, buğdayda üretimin arttırılması için girdi maliyetlerini azaltıcı ve desteklemelerin zamanında verilmesi gerektiğine dikkat çekildi.

Hububatta 2018 üretim yılına ilişkin değerlendirmeler içeren Ulusal Hububat Konseyi raporunda, dikkat çeken bazı başlıklar şöyle:

“2018 Hububat Sektörel Değerlendirme Paneli’nde Türkiye’nin hububat başta olmak üzere buğdayda da dış ticaret fazlası verdiği verilerle ortaya konuldu. Bununla birlikte ithalatın kaçınılmaz bir gerçek olduğunun, asıl olanın dış ticaret dengesi olduğu hususu vurgulandı. Buğdayda ithalat iki sebeple yapıldığı belirtildi. Bunlar;

Buğday ithalatı neden yapılıyor?
– Yarı mamul ya da mamul madde ihracatı dolayısı ile DIR (Dahilde İşleme Rejimi) kapsamında un ve unlu mamuller ihracatı karşılığı gümrüksüz buğday ithalatıdır ki, ürüne katma değer kazandırdığından ve istihdama katkı sağladığından doğal bir durum olup, evrensel bir uygulama niteliğindedir. Nitekim Türkiye her yıl yaklaşık 3.5 milyon ton un (Dünyada birinci), 1 milyon ton makarna, 250 bin ton bulgur ve 250 bin ton diğer ürünler olmak üzere toplam 5 milyon ton civarında buğdaya dayalı işlenmiş ürün ihraç etmektedir. Bunun buğday karşılığı ise yaklaşık 7 milyon tondur (bu miktarın büyük bölümü DIR kapsamında ithalat ile karşılanmakta olup, ticaret kuralları açısından uygundur).

– Kalite amaçlı ithalat; bu ithalat ürün yetersizliğinden değil, farklı amaçlar için talep edilen kaliteli buğday ihtiyacının karşılanamamasından kaynaklanmaktadır. Çok farklı toprak tipi ve iklime sahip ülkemizde standart kalitede buğday üretimi bir zorluk oluşturmakla birlikte çözümü mümkün görüldüğünden, bu amaçlı ithalatın önlenebileceği düşünülmektedir.
“TMO, üreticiyi zorlayıcı kararlar almamalı”
TMO’nun üretici, tüketici, tüccar, sanayici açısından dengeleri sağlayan hububat başta olmak üzere farklı ürünlerde piyasayı regüle edici önemli bir rol üstlendiği, bunu da elindeki farklı argümanlarla yerine getirmeye çalıştığı ve belirli ölçüde de başarılı olduğu teyit edildi. Bununla birlikte içinde bulunduğumuz yıl başta olmak üzere bazı yıllarda tüketiciyi koruma baskısı sebebiyle üretimi zorlayıcı bazı kararlar aldığı da dikkati çekmektedir. Üretimi zorlayan ve özellikle buğday ekiminden uzaklaştıran uygulamalar arasında; zamansız fiyat açıklaması, fiyatın beklenenin altında olması, zamansız ithalat kararları, buğdayın kasası olarak tanımlanan kurumun yeterli stok bulundurmaması gibi hususlar sıralanabilir. Buğdaydan üretim kaçışının engellenmesi sebebiyle, TMO’nun;

– Ekim başlamadan gerçekçi fiyat açıklanması/şu anki politikalar devam edecek ise; gerçekçi bir fiyat belirlenip, bunun açıklanması ve destekleme alımları ancak serbest piyasa fiyatları bu değere yaklaştığı veya altına düşme eğilimi gösterdiği zamana bırakılmalıdır.

– Fiyat belirlenirken, UHK ve diğer meslek teşekküllerinin görüşlerine başvurulmalıdır.

– İthalat kararı açıklamaları hasada yakın ve hemen hasat sonrası yapıldığında, serbest piyasadaki fiyatları aşağıya doğru çektiğinden, bunun zamanı konusunda Ulusal Hububat Konseyi (UHK) ve diğer meslek teşekkülleri ile mutabakat sağlanması yoluna gidilmesi/sadece tüketiciyi koruma baskısı altında bu kararların alınmaması gerekmektedir.

– TMO’nun dünyanın başlıca buğday üreten diğer ülke örneklerinde olduğu gibi, yeterli stok bulundurması önem arz etmektedir. Ancak bu stokun öncelikle yerli üretimden karşılanması yoluna gidilmelidir.

Yapılan spekülasyonlar

Buğday, ekmek ve diğer buğdaya dayalı ürünler üzerinde başta genetik yönü, gluten alerjisi ve diğer konularda yetkisiz kişilerce yapılan olumsuz ve toptancı yaklaşımlar ve açıklamaların dozunda ve sıklığında artışlar gözlenmektedir.

-Bu açıklamaların ilgili resmi makamlar ve meslek teşekküllerince yapılması, bu olumsuz yaklaşımlara karşı yine bu teşekküllerce hukuki sürecin takibi mutlak gereklilik arz etmektedir.

– Birçok alerji sebebi arasında başta buğday olmak üzere, farklı tahıllarda bulunan gluten alerjisi de bulunmaktadır. Nasıl polen alerjisi ağaç kesmeyi, soya alerjisi soya üretiminden vazgeçmeyi gerektirmiyorsa ve uygun önlem ve tedavilere başvuruluyor ise gluten alerjisi olan bireyler için de bilimsel yöntemlere başvurulması doğaldır.

“Çiftçi buğday üretiminden uzaklaşıyor”
Buğday ekim alanlarındaki düşüşün devam ettiği hususunun altı çizilmiştir. Bundan 10-12 yıl önce 9 milyon hektar olan buğday ekim alanının 7.2 milyon hektara düşmesinin üretimin sürdürülebilirliği ve arz güvenliği açısından riskler oluşturduğu vurgulanmıştır. Buğdayın stratejik ürün olduğu gerçeğinden hareketle, üretiminden uzaklaşılmasının doğuracağı gıda arz güvenliği sorunu bertaraf etmek için;

– TMO’nun fiyat belirleme ve açıklama zamanları, ithalat zamanlaması ile ilgili uygulamalar üreticinin buğday ekimine devamı açısından hayati önem taşımaktadır.

– Buğdaya verilen ve yıllardır aynı kalan 5 kuruşluk desteğin 10 kuruşa çıkarılması çok olumlu bir yaklaşım olarak değerlendirilmiş ve takdirle karşılanmıştır. Ancak hissedilir bir etki oluşturması için bu rakamın en az 20 kuruşa yükseltilmesi önerilmektedir. Ayrıca yağışa dayalı, kuru tarım koşullarında (nadas-iki yılda bir ürün alınması) üretim yapan Orta Anadolu, Doğu Anadolu ve Geçit Bölgelerinin bu alanlarında ürün desteği yanında alan desteği de verilmesi (fındık ve diğer bazı ürünlerde olduğu gibi) ya da verilen ürün desteğinin 2 katına çıkartılması, dezavantajlı olan bu bölgelerde buğday üretiminin sürdürülebilirliği açısından hayati öneme sahiptir.

– Arazi toplulaştırma; üretim verimliliğini artıran, maliyetleri düşüren ve ekonomik ölçekte üretim yapma imkanı sağlayan bir uygulama olduğundan, kararlılıkla devam ettirilmelidir. Sulama özelikle buğday gibi ağırlıklı olarak marjinal alanlarda tarımı yapılan ürünler için verim artışı yolunu açmaktadır. Uzunca bir zamandır kararlılıkla devam ettirilen gölet, baraj gibi sulama yatırımları yanında, sulama kooperatifleri ve sulama birlik alanlarının rehabilitasyonu projeleri aynı kararlılıkla devam ettirilmelidir. Su eksikliği olan alanlarda dış havzalardan su getirilmesine yönelik fizibil bulunanlar projelendirilmeli, yatırım programlarına alınmalı ve hızla uygulama safhasına geçilmelidir.

Çiftçinin mazotunda ÖTV kaldırılmalı!
– Artan döviz kurlarına bağlı olarak üretim maliyetleri yükselişi dikkate alındığında, en büyük payı alan tarımsal motorinde ÖTV’nin kaldırılmasının gündeme alınması önerilmektedir.

– Verimliliğin önündeki en önemli engellerden birisi topraklarımızdaki organik madde yetersizliğidir. Bu diğer tarla bitkilerinde olduğu gibi buğdayda da verimliliği kısıtlayarak, aşırı girdi kullanımına bağlı maliyetlerin yükselmesine neden olmaktadır. Bu sorunun; kamu, özel sektör, sivil toplum örgütleri ve diğer tüm ilgili kurum ve kuruluşların dahil olacağı “Organik Madde Seferberliği” ile çözüme kavuşturulabileceği değerlendirilmiştir.